Mereş’te ikinci kış yaklaşırken…

  • 09:08 4 Kasım 2023
  • Yaşam
 
 
Habibe Eren 
 
MEREŞ - Mereş’te depremden geçen 8 ayda yaralar hala sarılmış değil. Konteynerde de çadırda da yaşayan her bir yurttaşın dertleri birikmiş durumda. Zamanın birçok şeyin ilacı olduğu söylemi burada tam karşılığını bulmuyor. Zaman geçtikçe yalnızlık ve çaresizlik duygusu daha derinden hissediliyor. Bezercixli Zinê’nin “Yarı aç yarı tok geçiniyoruz, hükümetten razı değilim” sözleri depremzedelerin neler yaşadığının dile döküldüğü cümlelerden yalnızca biri... 
 
6 Şubat’ta merkez üssü Bazarcix (Pazarcık) olan ve 10 ili etkileyen depremin üzerinden 8 ay geçti. Resmi rakamlara göre 50 bin kişi depremde yaşamını yitirdi, hala enkaz altından cenazeler çıkmaya devam ediyor. Bir yandan da kayıplar için verilen mücadele sürüyor. Depremden aylar sonra, deprem bölgesinde yaşananları gözlemlemek ve depremzedelerin kış kapıdayken yaşadığı zorlukları öğrenmek için deprem bölgesine geçiyoruz. Depremin ilk yaşandığı anda her ne kadar deprem bölgesinde olamasak da bir yanımızın sürekli burada olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Geçen yıl gazetecilik faaliyetleri nedeniyle 9 arkadaşımla birlikte tutukluğumuzdan 4 ay sonra, bir sabah koğuşu temizlediğimiz sırada radyodan deprem haberini almış, elimizdeki malzemeleri bırakıp doğruca televizyona koşmuştuk; o gün tüm arkadaşlarla birlikte üzüntü ve acının yanı sıra deprem bölgesinde olamamanın, yaşananları duyuramamanın ağırlığını hissetmiştik. Aylar sonra da olsa deprem bölgesine gelmek benim için yarım kalmış bir anın tekrar canlanmasına neden olurken, omzumdaki yükün hafif de olsa eksildiğini hissetmeme neden oldu. 
 
Yaşar Kemal'in cennet Mereş’inden kıyamete…
 
Uçak havadayken, semadan Mereş görüldüğü sırada herkes pencerelerden, gözünü kuşbakışı görebileceği memleketine dikkatlice dikti. Uzun süre bakanlar, eski halini hatırlayıp anılarında kaybolanlar, sessizce ağlayanlar, Mereş'in acısının göğe kadar yükseldiğine bir kez daha şahit oluyordu. Havaalanından inip Mereş merkeze geldiğim zaman yıkılan bina ve moloz tozlarının tüm kentin üstünde oluşturduğu toz bulutu ve ağırlığı girer girmez hissediliyordu. Kimi yerlerde enkaz kaldırma çalışmaları hala sürüyor, birçok yerde ağır hasarlı binalar olmasına rağmen yıkım gerçekleştirilmemiş. Bu da en ufak bir sarsıntıda yeni bir yıkımın habercisi. Merkezde, rutin yaşama az çok dönülmüş, kimi işyerleri açılmış ancak kentte yaşanan göç nedeniyle sessizlik ve depremin ağırlığı hala hissediliyor. Resmi olmayan rakamlara göre 300 binden fazla kişi kenti terk etti.
 
Yaşar Kemal'in “İnce Memed” romanında renk renk ışık ışık bedestenlerden,  çarşıdaki kumaşçılardan bakırcılar ve ayakkabıcılardan bahsettiği ve de bir cennet olarak tasvir ettiği Mereş, kıyameti yaşayan bir kent olarak tüm zorluklara rağmen ayakta durmaya çalışıyor. Mereş, Yaşar Kemal’in romanlarında güzelliği ve direniş ile yer bulurken on yıllar sonra katliam ve ölüm ile binlerce insanın hafızasında yer edindi. Şimdi ise Mereş büyük depremin ardından başka bir tarih ve hafıza ile anılıyor. Göç yollarına alışık olan Mereşliler mücadeleyi de elden bırakmıyor.
 
‘Eşim 4 gün boyunca tek başına cenazeleri yıkadı’
 
Mereş merkezden depremin merkez üssü olan Bazarcix’a geçiyoruz. Buraya giden minibüslerden birine biniyoruz.  Minibüste bir ben, bir de depremden sonra Haziran ayında ataması yapılan genç bir hemşire var. O da konteynerde kalıyor. Minibüsün şoförüne deprem sonrası neler yaşadıklarını, şu an durumlarının ne olduğunu soruyorum. Depremde altı ailenin bu minibüste yaşadığını ve yaşadığı zorlukları anlatıyor. Eşinin Bazarcix’ta, depremden sonra ilk 4 gün boyunca tüm cenazeleri tek başına yıkadığını ve yaşadığı travmayı “hala kendinde değil” sözleriyle anlatıyor. Tüm bu zorlukların yanı sıra ekonomik krizin ağırlığı, depremzedelerin durumunu daha zorlaştırıyor. Bir yandan zorlu koşullar, havaların giderek soğuması, bir yandan işsizlik herkesi zorlayan noktada. Şoför, merkezden Bazarcix’e gidiş geliş mazot parasının 600 lira tuttuğunu ancak kazancının benzin parasını dahi karşılamadığından bahsediyor. Zaten yaşanan göçlerden dolayı ilçede çok fazla kimse kalmamış, kalanların çoğu da 65 yaş üstü. Bu nedenle minibüsü de kullanan çok fazla kişi olmuyor.
 
‘Müdahalede zorluklar yaşıyoruz’
 
Koşulların zorluğundan bahseden hemşire acil hastalıkları ve ağır hastalıkları olanların Dilok, Riha, Elaziz gibi illere sevk edildiğini söylüyor. Mereş merkezdeki Şehir Hastanesi'nin durumunun kötü olduğunu da sözlerine ekliyor. Acil durumlarda müdahale etmek için konteynerlere gittiklerinde küçük alanda çok sayıda aile kaldığını ve müdahalede zorluklar yaşandığını dile getiriyor. Depremden sonra kalan sağlam evlerde ise kiraların fiyatının hayli yükseldiğini neredeyse 10 bin TL’den başladığını ifade ediyor.
 
10 kişilik aileler bir konteynerde kalıyor
 
Burada akşamı geçirdikten sonra sabah erken saatlerde, ilçede bulunan Güney Kore Kızılhaç’ın desteği ile kurulan Kore Dostluk Köyü Konteyner Kente geçiyoruz. Burada binden fazla konteyner var. Diğer konteyner kentlere göre durum burada daha iyi ancak 7 metrekare olan ve iki bölümden oluşan bu konteynerlerin içinde 10 kişilik aileler dahi kalıyor. Konteynerlerin soğuk olması, zeminde problem olması ve sürekli su sızıntı yaşanması depremzedelerin yaşamını daha zorlu kılıyor. Özellikle kadınlar açısından durum daha kötü. Çocukların bakımı, yemek, temizlik vs. derken kendilerine vakit ayıramıyorlar, çoğu konteynerin dışına dahi çıkamıyor.
 
‘Bir türlü normal hayatımıza dönemiyoruz’
 
Konteyner kentin içinde yavaş yavaş yürüdüğümüzde, Medine Zeynep Demiroğlu isimli kadın karşımıza çıkıyor. Bu süreçte çok zorluk yaşadıklarını, depremde hiçbir eşyalarını alamadıklarından bahsediyor. Medine, çocuklarının hala depremin etkisinden kurtulamadığına dikkat çekerek,  “Bu konteynerlerde bir şekilde yaşam mücadelesi veriyoruz ama ister istemez çok zorlandığımız noktalar oluyor. Yağmur yağıyor, sürekli bir sızıntı oluyor. Sadece gereken neyse onun yapılmasını istiyoruz. Çamaşır makinası çalıştığında dahi konteynerdeki duvarlar oynuyor. Banyodan sızıntı oluyor. Çocuklar açısından daha zor. Bir türlü normal hayata dönemiyor, düzenimizi oturtamıyoruz. Okula gidip gelme, beslenme sorunları oluyor. Benim çocuğumun okulu merkezde. Her gün kendimiz getirip götürüyoruz.  Verilen sözler yerine getirilsin başka da bir şey istemiyorum” diyor.
 
‘Mecburen yaşıyoruz’
 
Ardından Gülnaz Uzdilli’yi görüyoruz. Sekiz kişilik ailesi ile birlikte tek bir konteynerde kalıyorlar. Çadıra göre bir nebze de olsa konteynerlerin iyi olduğunu ancak sıkıntıları olduklarından bahsediyor. Devamla Gülnaz şöyle diyor: “ Çocuklarım okula gidiyor, burada ders çalışma gibi bir ortamları yok, çok zorluk çekiyoruz. Geçen gün bir yağmur yağdı hemen damlama yaptı, kendi imkânlarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama nereye kadar. Oğlum kaza yaptı ayağı kırıldı, bir odada sekiz kişi birlikte kalıyoruz. Mecburen yaşıyoruz. Bir konteynerin daha olmasını talep ediyorum.”
 
Gelen yardımların kesileceği korkusuyla konuşmaktan çekiniyorlar
 
Röportaj yaptığımız sırada AFAD görevlisi gelip çekip yapmamızı engelliyor, kaymakamdan izin almamız gerektiğini ve çekim yapamayacağımızı söylüyor, bu nedenle çok fazla röportaj gerçekleştiremiyoruz. Zaten depremzedelerin birçoğu da gelen yardımların kesileceği korkusuyla konuşmaktan çekiniyor. Kamera kapalı olduğunda sitemlerini dile getiriyorlar ancak yüzlerinin çıkmasını istemiyorlar. Konteyner kentlerde yasaklı madde kullanımının, şiddetin arttığı iddiaları var ancak tüm bu söylemler iddia düzeyinde kalıyor çünkü çok fazla bu konulara girmiyorlar. Öte yandan konuştuğum hemen hemen herkes psikolojik durumunun çok iyi olmadığını depremin kendilerinin ruh sağlığını derinden etkilediğini belirtiyor.
 
Depremzedelere verilen yardımla geçiniyoruz’
 
Konteyner kentten çıktıktan sonra Bazarcix’in aşağısında yer alan Fatih Mahallesi’ne geçiyoruz. Burada yalnızca 3 hane kalmış, mahallede gezen birkaç tavuk olmasa yaşam belirtisi yok. Eşiyle tek başına yaşadıklarını söyleyen Bese, mikrofonumuza konuşuyor: “Maaşımız yok, depremzedelere verilen yardımla geçiniyoruz. Eşimin rahatsızlıkları var, tek bırakıp çıkamıyorum. Unutkanlık var, konuşamıyor. Depremde kapı komşumuz, akrabalarımız çok fazla kaybımız oldu. Konteyneri de hayırseverler yaptırdı. Epey zaman zorluk çektik,  iki ay önce buraya geçtik. Torunlarım, gelinlerim çamurun içinde yaşıyorduk. Depremden 6 gün sonra doğru düzgün yemek yemedik. Gelinim geçtiğimiz günlerde düşük yaptı deprem mi etkiledi,  korkudan mı bilmiyoruz. Şimdi tedavi oluyor.”
 
Maaşın yarısından fazlası elektrik ve su parasına gidiyor
 
Mahallede evi ayakta kalan ailelerden biri de Emine Külo.  Emine, “Önümüz kış, eşim kalp hastası. Korkuyoruz evin içine giremiyoruz. 10 akrabam depremde yaşamını yitirdi. Bir evde beş kişi yaşamını yitirdi. Psikolojimiz gitti, eşimin hele iyice bozuldu. Bir maaşımız var bununla geçiniyoruz. Tapumuz yok, sokağa da atılabiliriz. Mağdur maaşı, bin 800 TL veriyorlar. Bununla geçiniyoruz. Zaten elektrik 800 lira, su 500 lira gelmiş. Bize ne kalıyor, ne yiyeceğiz? AFAD’a başvurdum bir yardım yapmadılar. Oğlum, gelinimi bıraktı gitti, ona da biz bakıyoruz. Depremde evi çöktü şimdi bizim evde. Konteyner bile vermediler bize”  ifadelerini kullanıyor.
 
‘Yarı aç yarı tok geçiniyoruz, hükümetten razı değilim’
 
Zinê Ziyansız da kız kardeşi ve yeğenlerini depremde kaybetmiş. Kıştan bu yana battaniyelerle etrafını sardığı derme çatma bir alanda banyo yaptıklarını söylüyor. Sadece üç aile kalıyor burada. Konteyner dışında oldukları için kimsenin kendileri ile ilgilenmediğinden yakınan Zinê, “Siz çadırın içine girmediğiniz sürece size bir şey vermeyiz’ dediler. Bizim yanımızda gelinimin çadırı var başka çadır yok bu bölgede. Eşim düştü kaza yaptı o günden beri durumu kötü. Yarı aç yarı tok geçiniyoruz. Yağmur mu gelir, kar mı gelir, fırtına mı gelir… Bundan sonra nereye kaçacağım? Gideceğim hiçbir yer yok. Depremzedelere verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Biz ev istiyoruz, başımızı koyacak bir konut istiyoruz. Akşam yağmur yağdı bütün çadırları su bastı. Buradaki elektriği de kestiler. ‘Gidin kendi başınızın çaresine bakın’ dediler. Ben hükümetten razı değilim. Hala üstümüz başımız yok. Ben hala şoktayım. Artık ben usandım. Gittiğim yere kadar gideceğim artık” diye sitem ediyor. Ocak yerine tüp aldıklarını küçük tüpün bir hafta dahi yetmediğini söyleyen Zine, “Küçüğü 115 büyüğü 550 TL. Elektriğe mi, suya mı, tüpe mi para verelim” diye sözlerini noktalıyor.  
 
8 aydır ibadetlerini yerine getiremiyorlar
 
 Son olarak Kürt Alevilerin çoğunlukta olduğu Bazarcix’de ilçenin tek Cemevi’ne geçiyoruz. Burası da ağır hasarlı olduğu için kullanılamıyor, yıkılacak mı yoksa güçlendirilecek mi belli değil. Kaymakamlıktan haber bekleniyor. Şimdilik bir konteynere taşınmış Cemevi. Depremden bu yana yaklaşık 8 aydır ibadetlerini yerine getiremiyor ilçe halkı. Yıllardır inançları nedeniyle ötekileştiren Aleviler depremde de büyük bir mağduriyet yaşıyor. Depremde yaşamını yitirenleri kendi erkanlarına göre gömemelerinin acısının yanı sıra ibadet süreçlerinde bir arada olamamak da yaralıyor. Yani özetle, zamanın birçok şeyin ilacı olduğu söylemi burada tam karşılığını bulmuyor. Zaman geçtikçe yalnızlık ve çaresizlik duygusu daha derinden hissediliyor…