Çözümsüz ve alternatifsiz değiliz

  • 09:01 13 Ekim 2023
  • Kadının Kaleminden
 
“Orta Doğu’da şu ana kadar ortaya çıkmış olan en kapsamlı perspektif (demokratik ulus) Önderliğimiz tarafından gerçekleştirilmiştir. Biz Kürt politik tutsaklar olarak da bu koşulların oluşması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek için hazırız. Asla çözümsüz ve alternatifsiz değiliz. Halkımızın 100 yıl daha kaybetmesine asla izin vermeyeceğiz. Gücümüzün Ağrı Dağı kadar heybetli, Munzur kadar akışkan olduğunu herkes bilmelidir.”
 
Leyla Güven
 
Toplumsallık var olduğundan bu yana yönetme, yönetilme, eşitlik, özgürlük, kolektif yaşam ve benzeri birçok yaşamla beraberinde ortaya çıkmıştır. Mitolojik kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre insanlık en demokratik özgür, eşitlikçi, doğa dostu, ezen ve ezilenin olmadığı herkesin belli bir iş ve rol paylaşımı içinde olduğu yatay, anasoylu bir yaşam biçimini belirlemiştir. Bu dönemin öncüleri de ana tanrıça kadınlardır. Daha sonra kurnaz erkeğin bin bir entrika ile bu doğal yaşamı ortadan kaldırdığını ve kendini, eril, katliamcı, hiyerarşik, bölücü, intikamcı, doyumsuz anlayışını hakim kılmıştır. Bu eril sistemin ilk kölesi de doğalında kadın olmuştur. Artık bilge, şifacı, ana tanrıçalar yerine; cadı, şeytan, yılan ve ne kadar kötü sıfat varsa onlarla anılan bir kadın gerçekliği başlamıştır. Bu süreç beraberinde Ziguratlarda şekillenen devlet olgusunu, sınıfları, hiyerarşiyi, güçlü, güçsüzü, zengin fakiri ve benzeri despot olan her şeyi getirmiştir. Ciddi kırılmaların yaşandığı kadın, erkek çelişkisinin her gün biraz daha derinleştiği bu gidişat günümüze kadar devam etmektedir. Kısaca bahsettiğimiz bu eril sistemi kabul etmeyen, boyun eğmeyen toplumlar da, kadınlar da tarih boyu kesintisiz bir direniş içerisinde olmuşlardır. En bilinenlerden Kızılderililer, siyahiler, Aborjinler, yerli kabilelerdir. Tam da bu zihniyete karşı direnmenin meşru olduğunu söyleyenlerin sayısı arttıkça egemenin zorbalığı da artmıştır. 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinin bitmek üzere olduğu bu süreçte dünyada yaşananlar insanlığa bir mesaj vermektedir.
 
Öldürdükçe çoğalıyor insanlar
 
Örneğin pandemi dünyayı yeni versiyonlarıyla tehdit ederken kapitalizmin sonu mu yoksa reorganizasyon mu (yeniden düzen verme) sorusunu akla getirmektedir. Doğrusu zalimin zulmü arttıkça mazlumun direnişi de zirve yapmaktır. Kuşkusuz her direniş içinde bulunulan ve eldeki imkanlar dahilinde gerçekleşmektedir. Foucault’un “Hapishanelerin Doğuşu” kitabında belirttiği gibi “Egemenin amacı zindanlarda iradeyi teslim alma ve kişiyi kişiliksizleştirmektir” denilmektedir ki; “Sen artık ne kendine ne ailene, ne de örgütüne faydalı olmazsın. Burada hiç kimse sesini duymayacaktır.” İşte tam da bu noktada insandaki yaratıcılık devreye girmektedir. Tutsak kişi eğer elinde hiçbir araç kalmadıysa amacını gerçekleştirmek için bedenini ortaya koymaktadır. Bunun bütün dünyada sayısız örnekleri mevcuttur. Bizim mücadelemizde de yaşanan örnekler dünya ölçeğinde büyük ve önemli bir yere sahiptir. Her gün biraz daha eriyen bedenleriyle ne çok mesaj veriyordu devrimci tutsaklar. Bu eylemler karşısında bütün işkence yöntemleri anlamını yitirmiştir. Apoletli faşist cuntacı işkenceciler bile ilk defa çaresiz kalmışlardır. Bu ölüm korkusunu öldüren kahramanlar karşısında içten içe bir saygı duyuyorlardı. Devrimcilerin eriyen bedenleri faşistlerin zihnini bulanıklaştırıyordu. Şairin deyimiyle, “Öldürdükçe çoğalıyor insanlar.”
 
Tecrit Önderliğimiz şahsında tüm Kürt halkına uygulanıyor
 
Amed zindanındaki karanlık bodrumlar kahramanların direnişiyle aydınlanıyordu. Tam da faşist güçlerin korktuğu şey gerçekleşiyordu. Bu destansı direniş toplum içinde dalga dalga yayılıyor ve büyük bir sempati gelişiyordu. Artık Kemaller, Hayriler, Aliler on binlerin bedeninde yaşam bulmuştu. 14 Temmuz’daki büyük ölüm orucu büyük kitlesellikler yaratmıştı. Zindanlarda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. 14 Temmuz eylemi hem içeride hem de dışarıda büyük bir motivasyon sağlamıştır. Egemenlerin bütün tezleri boşa çıkmıştır. Mücadelemizin devam ettiği yıllarda bu eylem şekline birçok kez başvurulmuştur. Son 25 yılda en çok da Önderliğimiz üzerindeki hukuksuz tecridi protesto etmek için başvurulan bir eylem olmuştur. Çünkü bu hukuksuz tecrit Önderliğimiz şahsında tüm Kürt halkına ve kurumlarına uygulanan tecrittir.
 
Bu özel keyfi muameleyi asla kabul etmediler
 
Halkımızın yiğit evlatları bu keyfi özel uygulamayı asla kabul etmediler. “Güneşimizi karartamazsınız” eylemlerinden kitlesel açlık grevlerine birçok fedai eylem gerçekleşmiştir. En son 2018 ve 2019 yıllarında gelişen binlerce Kürt tutsağın katıldığı açlık grevleri de ülke içinde ve uluslararası kamuoyunda İmralı’daki hukuksuz tecridin deşifrasyonunu sağlamıştır. Artık dost da düşman da Önderliğimiz şahsında bütün topluma yayılan tecrit uygulamasının olduğunu bilmektedir. Bu sürecin fedaileri de halkımızın yiğit evlatları sevgili Zülküf, Ayten, Zehra, Medya, Gonca, Siraç, Mahsum hevallerdir. Zindanlardan yükselen bu fedai ruh bir kez daha 14 Temmuz direnişinin canlı olduğunu göstermiştir. Ancak karşımızdaki faşist sistem bu tecridi ortadan kaldırmak yerine lokal pragmatist bir yaklaşımla eylem kırma ve günü kurtarma yolunu seçmiştir. Kuşkusuz sadece açlık grevleriyle bu süreçler yönetilemez. Siyasi diplomatik, politik girişimlerde olmak zorundadır. Aslında bir anlamda siyasi diplomatik faaliyetlerin eksik kaldığı, yeterince gündemleştirilemediği hukuksuzluklar zindanlarda eyleme dönüşmektedir. 2023’ün 9 Ekim’ine geldiğimiz bu noktada 25 yıldır boynumuzda asılı olan tecrit utancı hala da yerinde durmaktadır.
 
İmralı soykırım merkezinde başlayarak Kürt halkının yaşadığı bütün bölgelere yayılan yok etme konsepti tüm hızıyla devam etmektedir. Bizler Kürt halkı olarak büyük tehlikenin farkındayız. Egemenlerin yeni bir yüzyılı planladıkları bu zamanlarda politikleşen ve güç haline gelen Kürt’ün sesi kısılmaya çalışılmaktadır.
 
Çöktürme planının herkesin iyi anlaması gerekir
 
Kurdistan’ın yüzyıl daha sömürge olarak kalması planlanmaktadır. Bu nedenle herkesin çöktürme, yok etme planını doğru anlaması gerekmektedir. Bizler elbette büyük oyunların farkındayız ancak üzülerek belirtelim ki hala da bu konseptin farkında olmayan ve Osmanlı oyunlarına alet olan KDP gibi Kürt güçleri mevcuttur. Eğer doğru temelde ve doğru kaynaklardan bir tarih okuması yapılırsa bu zihniyetlere asla güvenilmeyeceği çok net görülecektir. “Devlet bir verir bin alır” sözünü TC’ye uyguladığınızda, “Devlet bir verir on bin alır’ demek yerinde olacaktır. Bu anlamda Üçüncü Yol’da ısrar, Önderliğimizin paradigmasının temel mücadele yöntemi olarak yeni diyalektik tarzı esas almak doğru bir yaklaşım olacaktır. Yani ne devlet odaklı dar milliyetçi çizgi, ne sınırların çıkarları ne de hegemon sistem güçlerinden beklenti sonuç alabilir. Kadın mücadelesinin merkeze oturması ve kadın özgürlüğü eksenli demokratik mücadele bu nedenle önem kazanmakta, öne çıkmaktadır. Aslında Üçüncü Yol kadın eksenli ve kadın karakterinde gelişmeye adaydır, gelişmektedir. Tüm demokrasi mücadeleleri kadın eksenli ve kadını merkezine alarak yürüyor ve yürümek zorundadır. Sistem karşıtı mücadelenin merkezi günümüzde kadın mücadelesidir. Rojhilat’taki kadın isyanı bunun somut örneğidir. Kadın mücadelesi salt bir sınıf mücadelesi olarak işleyemez. Sadece bir halkın ve toplumsal kesimin mücadelesi olmaz. Bir devletleşme, iktidarlaşma, savaşı haline gelemez. Kadın mücadelesinin odağında evrenselleşme ve demokratikleşme vardır. Üçüncü Dünya Savaşı bu anlamda kadın eksenli paradigmayla erkek egemenlikçi uygarlık paradigması ve güçleri arasındadır. 21’inci yüzyılın mücadelelerinin karakteri bu nedenle kadın eksenlidir.
 
Zengin eylemlerle tüm dünyada bir direniş hattı oluşturacaktır
 
Uluslararası hegemon güçlerin 9 Ekim Komplosu’nun 25’inci yılında, örgütlü Kürt kadınının meşru özsavunma temelinde daha net görünme zamanı gelmiştir. Önderliğimizin özgürlüğünün sağlanması için zengin eylem çeşitleriyle tüm dünyada bir direniş hattı oluşturacaktır. Kadın kuruluş ideolojimizin mimarı, Orta Doğu barışının teminatı olan Önderliğimizin özgürlüğü içeride ve dışarıda yaşamın her alanında bizim en temel mücadele gerekçemizdir. Kürt halkının her zamankinden çok daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz. Emperyalist güçler de hiç kuşku yok ki bizim kendi aramızdaki dağınıklığımıza bakarak politika geliştiriyorlar. Bu nedenle Önderliğimizin bir an önce Kürt sorununun demokratik çözümü için sağlık ve güvenlik koşullarının yaratılması ve özgürlüğüne kavuşması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.
 
Orta Doğu’da şu ana kadar ortaya çıkmış olan en kapsamlı perspektif (demokratik ulus) Önderliğimiz tarafından gerçekleştirilmiştir. Biz Kürt politik tutsaklar olarak da bu koşulların oluşması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek için hazırız. Asla çözümsüz ve alternatifsiz değiliz. Halkımızın 100 yıl daha kaybetmesine asla izin vermeyeceğiz. Gücümüzün Ağrı Dağı kadar heybetli, Munzur kadar akışkan olduğunu herkes bilmelidir. 9 Ekim uluslararası komployu tekrar kınıyor, komplocu güçlerin karşısında mücadeleyi yükseltmenin sözünü veriyoruz.